BİR ÇOCUĞUN KURDUĞU KÜÇÜK DÜNYA: TAVŞAN İMPARATORLUĞU

BİR ÇOCUĞUN KURDUĞU KÜÇÜK DÜNYA: TAVŞAN İMPARATORLUĞU


Seyfettin Tokmak’ın ikinci uzun metraj filmi “Tavşan İmparatorluğu”, dün vizyona girdi. Film, kırsal bir köyde yaşayan 12 yaşındaki Musa’nın hikâyesi üzerinden çocukluk ile sert yetişkin dünyası arasındaki mesafeyi anlatırken, yoksulluk ve sistem üzerine güçlü bir alegori kuruyor.

Film bizi, kırsal bir köyde babası Beko ile yaşayan 12 yaşındaki Musa’nın dünyasına götürüyor. Tavşan avcılığıyla geçinen Beko, engelli çocukların ailelerine verilen devlet desteğini öğrenince Musa’dan engelli rolü yapmasını ister. Bu küçük yalan, Musa’nın hayatını geri dönülmez biçimde değiştirir. Musa, özel bir okula gönderilir ve burada Nergis’le tanışır. Ama film asıl hikâyesini bu “yalanın” etrafında kurmaz; Musa’nın iç dünyasında büyüyen sessiz direnişi anlatır.

Tokmak’ın sineması tam da burada dikkat çekici bir yere oturuyor. Yönetmen, dramatik bir hikâyeyi didaktik bir anlatıya dönüştürmeden, daha çok mekânın, sessizliğin ve görüntünün konuştuğu bir sinema kuruyor. Film boyunca geniş planlarda görülen dağlar, boş araziler ve terk edilmiş yapılar Musa’nın yalnızlığını görünür kılıyor. Meksikalı görüntü yönetmeni Claudia Becerril Bulos’un kamerası, bu coğrafyanın sertliğini ve Musa’nın iç dünyasını aynı kadrajda buluşturmayı başarıyor.

Filmde sık sık karşımıza çıkan tavşanlar ise yalnızca bir hayvan figürü değil. Tavşan, bu hikâyede hem kurban hem de hayatta kalma metaforu. Sürekli kaçan, saklanan, avlanan bir varlık. Musa’nın tavşanlara duyduğu merhamet, aslında bu dünyada ezilenlerin birbirine gösterdiği sessiz dayanışmayı hatırlatıyor. Bu yönüyle film, yalnızca bireysel bir hikâye değil; sistemin kıyısında yaşayan insanların hikâyesi.

Tokmak’ın anlatısında semboller de güçlü bir yer tutuyor. Filmde sıkça söz edilen “Mavi” adlı köpek, bir umut metaforu gibi dolaşıyor hikâyenin içinde. Beko’nun her şeyi çözebileceğini düşündüğü bu belirsiz umut, filmin sonunda acı bir gerçekle yüzleşiyor. Böylece film, insanların hayatta tutunmak için sarıldıkları umutların nasıl kırılgan olduğunu da gösteriyor.

Filmin en güçlü taraflarından biri ise oyunculuklar. Musa’ya hayat veren Alpay Kaya, neredeyse hiç zorlamadan, son derece doğal bir performans sergiliyor. Yerel bir çocuğun hikâyeyi taşıması, filme güçlü bir gerçeklik katıyor. Beko rolünde izlediğimiz Sermet Yeşil, ise sert, mesafeli ve aynı zamanda çaresiz bir baba portresi çiziyor.

Kubilay Tunçer’in canlandırdığı Muzaffer, çocukların engelli taklidi yapmasını zorlayan okul sahibi olarak filmin karanlık düzeninin en görünür temsilcilerinden biri hâline geliyor. Tunçer, karaktere verdiği soğuk ve mesafeli tonla, iyilik maskesi altında işlenen çıkarcı düzeni rahatsız edici bir gerçeklikle görünür kılıyor.

Tavşan İmparatorluğu, diyalogların az olduğu, ama görüntülerin ve atmosferin konuştuğu bir film. İzlerken kimi anlarda Tayfun Pirselimoğlu’nun sinemasını hatırlatan bir yalnızlık duygusu da hissediliyor. Rüzgârın sesi, boş mekânlar ve karanlık geceler filmin duygusunu derinleştiriyor.

Ama film en çok Musa’nın dünyasında anlam kazanıyor. Sert ve çıkarcı ilişkilerle dolu bir yetişkin dünyasının ortasında, bir çocuğun merhametini ve hayal gücünü kaybetmemeye çalışmasını izliyoruz. Musa’nın tavşanlarla kurduğu küçük ütopya, aslında çocukluğun son sığınağı gibi.

Sonuçta “Tavşan İmparatorluğu”, karanlık bir hikâye anlatırken bile içindeki umut kırıntısını korumayı başarıyor. Musa’nın tavşanlarıyla kurduğu o küçük dünya, belki de bu filmde bize kalan en güçlü duygu:
Bütün karanlığa rağmen, aydınlık hala mümkün olduğu fikri.

Dünya prömiyerini Tallinn Black Nights Film Festivali’nde yapan film, 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde 7 ödül kazanarak dikkat çekmişti. Vizyona giren “Tavşan İmparatorluğu”, şiddet ve sahtekârlıkla örülü bir dünyada bir çocuğun gözünden iyilik duygusunu yeniden hatırlatıyor.
 

Google+ WhatsApp