GEÇMİŞİN MİMARİSİNDEN GELECEĞİN İNSANSILARI

GEÇMİŞİN MİMARİSİNDEN GELECEĞİN İNSANSILARI

Mustafa Batıbeniz’in"Sömürgecilik Sonrası İnsansıları” sergisi, Kıbrıs’ın çok katmanlı tarihini beden, mimari ve kolektif hafıza üzerinden okuyarak izleyiciyi tanıdık ama tekinsiz bir gelecek kurgusuyla karşı karşıya getiriyor. Söyleşi: Hilal Solmaz

Disiplinlerarası çalışmalarıyla dikkat çeken sanatçı Mustafa Batıbeniz’in yeni sergisi “Sömürgecilik Sonrası İnsansıları” (Post-Colonial Humanoids),
sergisinde Kıbrıs’ın sömürgecilik sonrası hafızasını geçmişte donmuş bir deneyim olarak değil, bugünü ve geleceği şekillendiren canlı bir yapı olarak ele alıyor. Mimarlık araştırmalarından beslenen sergi; insan, makine ve mekân arasında gidip gelen insansı figürler üzerinden kimlik, bellek ve aidiyet kavramlarını yeniden düşünmeye davet ediyor. Disiplinler arası üretim dili ve bilinçli olarak kurulan tekinsiz atmosfer, izleyiciyi ütopya ile distopya arasında salınan bir görsel dünyaya taşıyor. ARUCAD Art Space’te izleyiciyle buluşan “Sömürgecilik Sonrası İnsansıları” sergisi kapsamında, sanatçı Mustafa Batıbeniz ile bir araya geldik. Serginin çıkış noktalarını, kavramsal arka planını ve üretim sürecini konuştuk.

“Sömürgecilik Sonrası İnsansıları” serginizde Kıbrıs’ın sömürgecilik sonrası hafızasını geleceğe taşıyan bir kurgu kuruyorsunuz. Bu sergi fikri ilk olarak hangi soruyla ya da hangi ihtiyaçla ortaya çıktı?
Bu başlık aslında biraz mimariyi araştırırken ortaya çıktı. Kıbrıs’ın bu çok tarihsel katmanlı yapısını insan bedeni, kolektif hafıza ve mekan üzerinden anlatmaya çalıştım. Ayrıca çocukluğumdan beri zorunlu seyircisi olduğum kapalı Maraş, distopik bir atmosfer yaratmamda etkili oldu diyebilirim.

Sergideki insansı figürler hem insan, hem makine, hem de mekân gibi görünüyor. Mimarlık, fotoğraf ve illüstrasyon disiplinlerinin bir araya gelmesi bu karakterlerin ortaya çıkışını nasıl etkiledi?
Çizerken bazen karakteri bazen bulunacağı mekânı ya da ikisini bir arada düşünüyorum. Bazen bina kıyafet oluyor, kıyafet mimari oluyor ya da insanın kendisi bir mimariye ya da üç boyuta dönüşüyor. Bazen kafamdaki fotoğrafik bir imgeyle başlıyorum, bazen mimari düşünüyor ve çiziyorum. O yüzden yaratıcı süreci keskin çizgilerle ayırma taraftarı değilim. O yüzden bu karakterler ve/veya objeler benim disiplinler arası meraklarımı bir araya getirdiğim bir seri.

Çalışmalarınızda izleyiciye tanıdık ama aynı zamanda huzursuz eden bir atmosfer sunuyorsunuz. Bu “tekinsiz” duygu sizin için estetik bir tercih mi, yoksa Kıbrıs’ın tarihsel ve toplumsal deneyimlerinden kaçınılmaz olarak mı doğuyor?
Bu aslında hem estetik bir tercih hem de kolektif bir deneyim yaşatma isteği. Aslında eski ile yeni arasında bir zamansızlık yakalamaya çalışıyorum. Sinematik düşünüyorum ve bana göre avangard-modern kapsüller yaratıyorum. ARUCAD Art Space’te izleyiciyle buluşan bu sergi, geçmişle gelecek arasında bir köprü kuruyor.

Sergiden çıkan bir izleyicinin zihninde hangi soruların kalmasını istiyorsunuz?
Yarattığımız kimliğin aslında bir inşaa olduğunu, ölümsüz olmadığımız gerçeğini ve tüketici bir toplum olduğumuz gerçeklerini düşünmelerini isterim. Bu cümleler pesimist duyulsa da işler bana göre oldukça renkli ve eğlenceli bir ütopya-distopya gerilimi yaratıyor.

Sömürgecilik Sonrası İnsansıları (Post-Colonial Humanoids) sergisi, 23 Aralık 2025 – 31 Ocak 2026 tarihleri arasında; pazartesiden cumaya 09.00–18.00, cumartesi günleri ise 09.00–13.00 saatleri arasında, Lefkoşa Müftü Raci Efendi Sokak’ta yer alan ARUCAD Art Space’te ziyaret edilebilir.

Google+ WhatsApp