EKRANDAKİ TEHLİKE

EKRANDAKİ TEHLİKE

Türk dizilerinde normalleştirilen şiddet, entrika ve manipülasyon toplumsal bir kriz yaratıyor. "Toplum bunu istiyor" savunmasının arkasına sığınan dizi sektörüne karşı uzmanlar uyarıyor: Çocuklar en çok söyleneni değil, sürekli maruz kaldıklarını öğrenir!

Özge Doğar

Türk dizilerini izleyenlerin psikolojik sağlamlığı gerçekten takdire değer. Şiddetin, vasatlığın, entrikanın ve yozluğun bu kadar görünür olduğu; üstelik bunların çoğu zaman alkışlandığı, destek gördüğü ve normalleştirildiği başka bir dönem neredeyse olmadı. İlginç olan ise, tüm bunlar arttıkça izlenme oranlarının da yükselmesi. Sanki ekran, toplumun en gürültülü taraflarını büyüttükçe daha çok dikkat çekiyor.

Oysa insanı derinleştiren şey; sürekli çatışma, bağırış ve manipülasyon değil; incelik, merak, mizah, düşünce ve sahicilik. Belki de bu yüzden kaliteli bir hikâyeye rastlamak bugün insana iyi gelen nadir şeylerden biri gibi hissettiriyor.

Peki ya çocuklar?

Evlerin içinde saatlerce açık kalan ekranlarla; bağırışın iletişim, şiddetin çözüm, entrikanın “zeka”, aşağılamanın mizah gibi sunulduğu bir atmosferin içinde büyüyorlar. Çocuk zihni yalnızca izlemiyor; tekrar eden davranışları kaydediyor, normal kabul ediyor ve ilişkileri buna göre anlamlandırmaya başlıyor.

Çünkü çocuklar en çok söyleneni değil, sürekli maruz kaldıklarını öğrenir.
Bir dizide sürekli manipülasyon varsa, güven duygusu aşınır.
Sürekli bağırış varsa, sakinlik “zayıflık” gibi algılanabilir.
Şiddet alkışlanıyorsa, merhamet görünmez hâle gelir.

“Toplum bunu istiyor” cümlesi ise çoğu zaman kolay bir savunmaya dönüşüyor. Oysa toplumun neyi tüketeceği kadar, önüne neyin konulduğu da önemli değil mi. Kültür yalnızca talebi yansıtmaz; talep de üretir. Ekran, zamanla insanların duygu eşiğini, ilişki dilini ve hayal gücünü biçimlendirir. Bu yüzden toplumsal sorumluluk; yalnızca çocuk yetiştiren ailelerin değil, hikâye anlatan herkesin omzunda. Senaristin, yapımcının, kanalın, izleyicinin… Çünkü bir toplum, en çok tekrar ettiği hikâyeye dönüşür.

Belki mesele sadece “reyting alan” işler üretmek değil; insana iyi gelen, düşündüren, incelten hikâyelerin de mümkün olduğunu hatırlamak. Özellikle çocuklar için. Çünkü çocuk, dünyanın nasıl bir yer olduğunu önce evdeki seslerden öğrenir.
 

Google+ WhatsApp