JEKYLL VE HYDE 6 MART’TA PRÖMİYER YAPIYOR
Jekyll ve Hyde Müzikali yeni prodüksiyonuyla sahneye dönüyor. Prömiyer öncesi prova atmosferinde konuştuğumuz Hayko Cepkin ve Pelin Akil, müzikalin evrensel gücünü ve sahnedeki yeni enerjiyi anlattı.
Serpil Boydak
İnsan doğasının karanlık ve aydınlık yüzünü merkeze alan Strange Case of Dr Jekyll and Mr Hyde, İskoç yazar Robert Louis Stevenson tarafından 1886 yılında kaleme alındı. Viktorya dönemi Londra’sında geçen roman, tek bir bedende iki zıt karakterin var olabileceği fikrini edebiyat tarihine kazandırarak yalnızca bir korku hikâyesi değil, aynı zamanda insanın ahlak, vicdan ve bastırılmış dürtüleri üzerine felsefi bir metin olarak kabul edildi. Aradan geçen yaklaşık 140 yıla rağmen eser; iyilik ve kötülük, kimlik ve toplumsal baskı temaları nedeniyle güncelliğini koruyor.
Bu güçlü metin, müzikal uyarlamasıyla bu sezon Türkiye’de yeniden sahnede. Rock müziğin sahnedeki en özgün isimlerinden Hayko Cepkin, daha önce de başarıyla sahnelediği Jekyll ve Hyde Müzikali ile yeniden seyirci karşısına çıkıyor. Ancak bu kez yalnızca bir tekrar söz konusu değil; baştan yazılan metin, yeniden düzenlenen müzikler ve yenilenen kadroyla daha güçlü bir prodüksiyonla geri dönüyor.
Bu sezon “Lucy” karakteriyle ekibe katılan Pelin Akil, güçlü vokali ve sahne enerjisiyle prodüksiyona yeni bir dinamizm katıyor.
Prömiyer öncesinde, yoğun hazırlık sürecinin ortasında Hayko Cepkin ve Pelin Akil’le bir araya geldik ve hem prodüksiyonun dönüşümünü hem de karakterlerin iç dünyasını konuştuk.
Yüzyıllık bir metnin hâlâ güncel kalmasını neye bağlıyorsunuz?
Hayko Cepkin- Bu çok kıymetli ve çok güçlü bir oyun. Yüzyıllık bir metin olmasına rağmen hikâyesi hâlâ güncel. Çünkü iyilikle kötülüğün hiç tükenmediği bir dünyada yaşıyoruz. Bu yüzden de uzun soluklu bir iş.
İlk röportajlarımda bu oyunun en az 7–10 yıl sahnede kalacağını söylemiştim. Öyle de oldu. Evet, kısa bir ara vermek durumunda kaldık ama daha da güçlüsünü yaparak geri döndük. Sözümde duruyorum; çok uzun yıllar oynamaya devam edeceğiz.

Müzikalde iyilik ve kötülük temasını görüyoruz. Bugünle kıyasladığınızda sizce iyilik ve kötülük nasıl ortaya çıkıyor? Sosyal medyanın bu konuda etkisi var mı?
Hayko Cepkin- Oyunumuzun karakterlerinin kim olduğunu, karakterlerinin birbirleriyle olan ilişkilerini tasarlamaya başladığımız zaman bu tip konuşmalar geçti. Bu oyuna çok hakimim, çok uzun yıllar bu oyunun üzerine çalıştım.
Dediler ki, “Aslında hepimiz mi kötüyüz ya da hepimiz mi iyiyiz?” Ben şöyle bir örnek verdim: Dünyada herkesin, her insanın ve hatta her hayvanın içinde bir miktar kötülük var.
Ama biz bunu bastırıyor ve tutuyoruz; ahlak ve vicdanla bazı kaideler koyduk, anayasal haklar ve kurallarla da bastırdık.
Aslında birçok filmde neyi görüyoruz? Dünyanın sonu geliyor, bir yer patlayacak derken ortalık yanıyor, şehirler yanıyor, yağma başlıyor. Niye? Çünkü hepimizin içinde bu kötülük var; sadece şu anda herkes içinde tutuyor. Birinin delirmesi veya bir anda kötü biri olması sanırım milisaniye alır.
Yani müzikalin gücü de tam olarak insanın içindeki bu bastırılmış karanlığı görünür kılmasından mı geliyor?
Hayko Cepkin- Tabii, tabii. Evrensel ve güncel bir yapım. Hiç değişmiyor çünkü içimizdeki kötülük hiç gitmedi. Şekil değiştiriyor. Bugün işte en çok bunu sosyal medya üzerinde görebiliyorsunuz. Yani sosyal medyada artık linç kültürü diye bir isim konulmuş bir olay var. Hiç değişmiyor çünkü içimizdeki kötülük hiç gitmedi; sadece şekil değiştiriyor. Bugün en çok bunu sosyal medyada görebiliyorsunuz. Artık “linç kültürü” diye bir kavram var. Selam veriyorsunuz, yanlış anlaşılabiliyor; işler çok karıştı.
Sanatın, özellikle zor dönemlerde, toplumsal ve bireysel yaraları iyileştirebileceği söyleniyor. Sizce sanat gerçekten insanı ve hayatı iyileştirebilir mi?
Hayko Cepkin-Sanatın aşırı derecede iyileştirici bir güç olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen bu yüzden şu an geri planda tutuluyor, hatta özellikle baskılanmaya çalışılıyor. Çünkü duygusu çok yüksek; hem sözel hem de müzikal olarak güçlü bir dili var. Böyle bir araçla seyirciye bir fikri ya da duyguyu aktarmak çok mümkün.
İyiliği bile zorlayarak anlatmanız mümkün. Kötülüğü de anlatabilirsiniz. Son 10–15 yıla baktığımızda bunu net görüyoruz. Eskiden filmlerde hep iyilerin kazandığı karakterler vardı. Şimdi ise kötülerin kazandığı hikâyeler görüyoruz. Hatta bazı durumlarda bu kötü karakterlere hak verdiğimiz de oluyor.
Antikahramanlar eskiden daha nadirdi, şimdi ise herkes bir antikahraman. Sanatın etki alanı çok yüksek. Bu yüzden belki de biraz baskılanmaya çalışılıyor; insanları uyandırmasın diye. Ama bence sanat uyandırır.
“6 günde 6 yıllık partner gibi olduk”
Pelin Hanım da ekibe dahil oldu. Onunla çalışmak nasıl? Provalar nasıl geçiyor?
Pelin Akil- Yönetmen dahil her şey yeni bu gösteride. Hatta yepyeni bir oyun oldu, değil mi?
Hayko Cepkin- Evet, gösterimiz sıfır kilometre. Baştan yazıldı. Müzikler baştan düzenlendi, sözler tekrar müziğe oturtuldu. Pelin hanımcığım aramıza çok yeni katıldı, henüz altı gün oldu. Ama öyle bir enerjiyle geldi ki, sanki altı yıldır partnermişiz gibi bir his verdi. Prömiyere az zaman kaldı. Bu süreçte nasıl bir performans ortaya koyacağını hep birlikte göreceğiz.
Pelin Akil- Provalar muazzam geçiyor. Benim için inanılmaz hızlı ilerliyor süreç. Çok istediğim bir şeydi. “Tamam” dedik ama hazırlanmak için sadece 18 günüm vardı. 18 günde bir müzikal çıkarmak… İlk duyduğumda gerçekten şaşırdım.
En büyük artım, müzikal geçmişimin olması ve bu şarkıları İngilizce olarak biliyor olmam diye düşünüyorum. Adaptasyon sürecinde bu yüzden çok zorlanmadım. Ama tabii ki hâlâ Türkçe sözleri ezberlerken zorlandığım anlar oluyor. Buna rağmen süreç çok güzel gidiyor.
Ekip inanılmaz. Öyle güçlü bir ensemble var ki… Onlarla birlikte sahnede olmak büyük bir şans. Üstelik onlar şu anda daha hazır durumdalar ve ben de onlara uyum sağlamaya çalışıyorum. Ama hepsi beni kucakladı, “İyi ki geldin” diyorlar. Ben de “İyi ki buradayım” diyorum. Bu projede olduğum için ve Hayko Cepkin’le aynı sahneyi paylaştığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.

“Tiyatro sahnesi benim içimde hep bir hırstı”
Pelin Hanım’ın sesini nasıl buldunuz? Çok deneyimli bir isim, sahneye kattığı enerji ve deneyim beklentilerinizi karşıladı mı?
Hayko Cepkin- Muhteşem. Benim hikâyemi az çok biliyorsunuzdur; tiyatroyla başladım ama olmadı, giremedim, almadılar… Gözler falan. Tiyatro sahnesi benim içimde hep bir hırstı. Meğerse Pelin’in içinde de benzer bir şey varmış. “Bu kadar müzikal yapılıyor, neden ben de yer almıyorum?” diye düşünüyormuş.
Pelin Akil- Hatta bir şarkının içinde “En son akla gelen neden hep ben?” diye bir söz var. Aynen öyle denk geldi. Aslında şu anda bir meydan okuma bu. Güçlü bir şekilde sahnede olacağım. Müzikal sahnesinde olmayı seviyorum ama bugüne kadar pek denk gelmemişti. Şimdi ise bence en güzeli oldu.
Hayko Cepkin- O da zirvede artık. İyi ki bir şekilde Pelin’e ulaşabilmişiz
Pelin hanım, Lucy’nin hem güçlü hem kırılgan yanlarını sahnede nasıl yansıtmayı planlıyorsunuz?
Pelin Akil- Jekyll ve Hyde, insanların iyiliği ve faydası için bilim adına deneyler yapan bir doktorun hikâyesini anlatıyor. Benim canlandırdığım karakter Lucy, dışarıdan bakıldığında çok güçlü görünse de aslında oldukça kırılgan bir karakter. Aşka, sevgiye ve yeni bir hayata büyük bir özlem duyuyor. Ben sahnede, onun bu duygusal derinliğini ve Jekyll ile Hyde arasındaki ilişkilerini seyirciye aktarmaya çalışacağım. Hem güçlü hem hassas yanlarını dengeleyerek, izleyicinin Lucy’nin iç dünyasına dokunmasını hedefliyorum.
“Hayko sahnede adeta 15 yaşında bir çocuk gibi”
Pelin hanım, rock müzik ve sahne enerjisi açısından Hayko Bey’le aynı projede olmak sizin için nasıl bir deneyim oldu?
Pelin Akil- Çok güzel bir deneyim oldu. Hayko’yu uzun zamandır severek dinliyordum; şimdi onunla sahneyi paylaşmak bambaşka bir duygu. Tam anlamıyla 15 yaşında bir çocuk gibi; inanılmaz enerjik ve adeta bir enerji patlaması yaşıyor. Okuma yaparken bile yerinde duramıyor. Öncelikle bu enerjisine hayran kaldım. Bizi, tüm ekibi ayakta tutuyor. Bir şey sorduğumuzda anında cevap veriyor; bu çok değerli. Aynı sahnede altı günde böylesi bir uyum yakalamak gerçekten özel.
Tüm şarkıların Hayko tarafından yeniden düzenlenip yeni bir soluk kazanması müzikalin enerjisini artırıyor. Benim şarkılarım belki o kadar rock değil ama sahneye bu şekilde çıkmak çok keyifli.
Hayko Cepkin: Aslında Pelin’in söylediği şarkıları hard rock baladları olarak nitelendirilebiliriz.
Pelin Akil: Ama Hayko şov yapıyor, orası kesin.
Sıfır Kilometre Bir Prodüksiyon: İç Huzurun Sahneye Yansıması
Önceki versiyon çok mu problemliydi ki onu bitirip tamamen yeni bir prodüksiyon hazırladınız?
Hayko Cepkin: İç dünyam açısından problemliydi. Çok hoşnut olmadığım bir sürü şey vardı. Oyun çok iyi gidiyordu. Ama bazı şeylerin iyi gitmesi yeterli değil. İç dünyamın da iyi gitmesi gerekiyordu.
Bu tip şeylere çok kılçık şekilde bakan biri olduğum için, düzelemeyeceğini gördüm. Sözleşmemin tarihi bittiğinde işi bitiremeyeceğimi düşünüyorlardı, çünkü hep sold out gidiyorduk. Ama yok, ben bitirdim.
Benim için en önemli şey sahne bittikten sonraki kısım. 30 yıldır sahnedeyim ve 30 yıllık bir ekiple dolaşıyorum. Orada kurduğum bu yıkılmaz samimiyetin aynısını burada da yaşayabilirsem, işte o zaman burası sonsuza kadar gider.
Şimdi artık iç huzurunuz yerinde diyebilir miyiz bu versiyonla?
Hayko Cepkin: Evet. Her şeyden önemlisi çok kıymetli bir yönetmenimiz var. Fatih hocamızın bize bir şeyler göstermesi, yönlendirmesi, vücut diliyle anlatması çok hoşuma gidiyor... Bu çok önemli bir şey. Söylediği sözü çok seviyorum. Ben şu yaşa geldim, uzun zamandır sahnedeyim; artık kimse bana bir şey anlatamaz ve öğretemez, diye düşünebilirdim. Ama tam tersi, bu gibi durumlarda öğrenci olmaktan çok hoşlanıyorum.
Bu arada kafama yazılmış eski bir oyun var; bedenim ve dilimle beraber. Bunu değiştirmek istedik. Mesela Lucy’yi öldürdüğüm sahneyi de değiştirdik; cinayetleri de yeniden ele aldık.
Pelin Akil: Niye söylüyorsun ya? Sürpriz gitti. Gerçekten ilk defa olacak şeyler var. Değiştirmek istedik, başka duygular yüklemek istedik. İnsanların birbirleriyle ilişkilerinin doğru olmasına çok özen gösterdik. Bu yüzden senaryoya tamamen müdahale ettik, dilimizi değiştirdik. İşte bu yüzden oyun bizim için çok daha kıymetli oldu.
Pelin hanım ekibe katılalı daha 6 gün oldu dediniz. Bu kadar kısa sürede hazırlanmak sizi korkutmadı mı? Ayrıca neden ekibe bu kadar geç katıldı?
Hayko Cepkin: Pelin’in oyunu biliyor olması çok önemli. Aslında oyunu ve tüm partisyonlarını hatta İngilizce versiyonunu da biliyor. Biz şu anda sadece Türkçe kısımları oturtuyoruz. Bu yüzden hiç sıkıntımız olmadı. Ekip de çok iyi, Pelin de çok iyi. Riskten bahsediyorsun… Ama en çok yaptığım şeylerden biri bu.
Sizin için iki karakteri canlandırmak çok zor oluyor mu?
Hayko Cepkin: Bu karakterler neredeyse ben. Bu yüzden hep derler ki, “Bu oyun sana yazılmış.” Oyuncular iki karakter canlandırıyorsa, birini daha çok sever veya tercih eder. Tahmin edebilirsiniz, ben nazik olanı değil, vahşi olanı seçiyorum. Herkes onu seçiyor zaten. Biraz önce söylediğim gibi, antikahramanlar artık daha önde.

“Elçin Sangu sahneye çıktığım ilk kadın partnerimdi”
Eski versiyonda Elçin Sangu ile oynuyordunuz. Pelin Hanım’ı değerlendirirsek…
Hayko Cepkin: Hepsinin yeri çok ayrı. Elçin’imi çok severim; sahneye çıktığım ilk kadın partnerimdi. Sonuçta ben yıllardır 30 erkekle konser yaptım; ilk defa bir kadınla bir oyun oynayabilmek, sahnede göz göze bakabilmek… Bunlar benim atlatmam gereken ilk deneyimlerimdi. Bu yüzden Elçin’in yeri çok farklı ve çok severim kendisini.
Şimdi oyun nasıl değişiyorsa, Lucy’lerin karakteri de değişiyor. Ben Jack ve Hayde karakterini farklı oynamak istiyorum; Lucy’lerin karakteri de değişiyor. Benim gözümde, Pelin’in canlandıracağı karakter dünyada en çok sevilen Lucy’lerden biri ve çok tatlı bir Lucy.
Pelin Hanım, başta korktunuz mu? Prömiyere bu kadar kısa bir sürede hazırlanmak zorunda olmanız sizi endişelendirdi mi?
Hayko Cepkin- Kimden? Benden mi? (gülüyor)
Pelin Akil: İlk başta çok korktum, anlaştığım gün. Sonra ilk gün provaya geldim; bir okuma provasına. Yönetmenimiz Fatih hocamla, Hayko’yla ve ekiple tanıştım. “Ben nasıl bir yerdeyim?” diye düşündüm. Ama beni hemen yukarıya taşıdılar; her şey çok hızlı oldu.
Çalışmam, hevesim ve motivasyonum sayesinde buradayım. İlk sahneyi hatırlıyor musun? Ensemble beni karşıladı, “İyi ki doğdun, iyi ki varsın” dediler. Pelin şarkılarıyla beni ortalarına aldı, ağlamaya başladım… Burada gerçekten çok güzel bir dayanışma var. En önemlisi de bu.
Bir de 50 liralarımızı almasa işte Hayko… Hizmet bedeli var bu oyunda.
Hayko Cepkin: Sözü unuttuğu zaman 50 lirasını alıyorum.
Kaç 50 liranız gitti Pelin hanım?
Hayko Cepkin: Sırf ben değil; ekibin içinde de varmış meğerse. Beni yoldular burada. Ben sadece hizmet bedeli olarak alıyorum. Mesela bugün 3 tane çok iyi fikirle geldim, hocama anlattım ve beğendi. 3 elli temizim var yani.
Pelin Akil: Ben Hayko’dan 50 lira aldım. Lades yaptım.
Hayko Cepkin: Bir de videolu yaptı bunu.
Son olarak bu yeni prodüksiyon hakkında neler söylemek istersiniz?
Hayko Cepkin: Geçmişte oynadığım versiyonda da güçlü bir başlangıç yapmıştık. Şimdi ise onun beş katı daha güçlü bir şekilde yola çıktığımız için bu etki sanırım dalga dalga büyüyor
İlk gösteriler İstanbul’da. Sonra Anadolu turnesine çıkıyoruz. Benim hayalim ise yurt dışında, özellikle İngiltere’de, Türkçe versiyonunu altyazılı olarak sahneleyebilmek. Çünkü bu müzikal, müziklerinin hakkını veren gerçek anlamda sıkı bir rock müzikali oldu.
Yeni dünyaya uygun bu yeni versiyonu herkese izlettirmek isterim.
Müzikal, İstanbul’da Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda 6 Mart’taki prömiyerin ardından, 7 Mart ve 5 Nisan’da Bostancı Gösteri Merkezi’nde ve 14 Mart ile 12 ve 26 Nisan’da yine Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda izlenebilecek.
Ardından turne kapsamında 25 Nisan’da Ankara ATO Congresium’da, 19 Mayıs’ta Antalya Açıkhava Tiyatrosu’nda, 18 Haziran’da Diyarbakır Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde, 19 Haziran’da Gaziantep Üniversitesi Mavera Kongre ve Sanat Merkezi’nde, 20 Haziran’da da Adana Çukurova Üniversitesi Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelenecek.

