SİNEMANIN IŞIĞI HİÇ SÖNMESİN

SİNEMANIN IŞIĞI HİÇ SÖNMESİN

Altın Portakal, 63 yıllık sinema hafızasını “Daima” sloganıyla geleceğe taşıyor. Festival Sanat Direktörü Deniz Yavuz, Yeşilçam mirasından bağımsız sinemanın ekonomik çıkmazına uzanan sorularımızı yanıtlıyor.

Bir festivalin geçmişi, yalnızca ödüllerle ve yıllara yayılan bir gelenekle ölçülmez; o geleneğin bugünün sinemasına ne sunduğuyla da anlam kazanır. Yeşilçam’ın büyük yıldızlarından yeni kuşak yönetmenlere uzanan Altın Portakal, 63 yıldır Türkiye sinemasının değişen yüzüne tanıklık ediyor. Peki, sinemanın üretim koşulları ağırlaşırken, kuşaklar değişirken ve anlatılacak yeni hikâyeler ortaya çıkarken bu mirası geleceğe taşımak ne anlama geliyor? 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Sanat Direktörü Deniz Yavuz ile festivalin geçmişini, bugünkü sinemanın imkânlarını ve yarına kalanları konuştuk.

Altın Portakal, 63 yıllık geçmişiyle Türkiye sinemasının en köklü buluşmalarından biri. Bu yıl festivalin hazırlık süreci nasıl geçti? Sinemaseverleri nasıl bir program bekliyor?
Sürece altı ay öncesinden hazırlanmayı, planlamalarımızı nisan – mayıs ayından başlatmayı düşünüyorduk. Bu yıl, geçtiğimiz yılların yüklenici firması Anset’e dair çeşitli incelemelerin olduğu bir yıldı ve bu yüzden hazırlık süreci bir takım talihsizliklere denk geldi. Her şeye rağmen biraz geç de olsa çalışmalarımıza başladık ve kısa bir sürede festival programını tamamlayabildik.

Uluslararası bir festival olduğumuzdan film taramalarını yabancı festivaller, yeni uluslararası projelerin takibi üzerinden gerçekleştirmekteyiz. Bu yıl da başta Berlin, Cannes, Venedik gibi festivaller olmak üzere önemli global sinema etkinliklerini takip ederek Altın Portakal seçkilerinin niteliğini yüksek tutmaya çalıştık. Festivalde toplam 115 adet film yer alıyor. 48 uluslararası yapım, 67 ulusal film 8 günlük bir sürede sinemaseverlerle buluşacak. Ulusal uzun metraj, ulusal kısa metraj ve ulusal belgesel film yarışmasında Türkiye’de ilk kez izleyici karşısına çıkacak 32 yapım yer alıyor.

Öğrenci programımız, Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması üçüncü yılına giriyor. Engelli bireyler için gerçekleştireceğimiz film gösterimleri, çocuk sinemaseverler için planladığımız Çocuk Filmleri Kuşağı ve gişe hedefli uzun metrajlarla gerçekleştirilecek galalar festivalin yan bölümlerini oluşturuyor.

Bu yıl festivalin sloganı ‘Daima’. Altın Portakal’ın 63 yıllık tarihinde nelerin daima korunmasını, nelerin ise değişmesini istiyorsunuz?
Filmler senaryoları itibariyle, toplumsal olayların değişimi, yaşam dinamiklerinin değişmesi karşısında sürekli kendisini yeniliyor. Ortaya çıkan eserlerin hepsinde dönemler değiştikçe normal olarak güncellemeler oluyor. Sinemada ve filmlerde değişim kaçınılmaz. Sinemanın en popüler yanı da sanıyorum bu. Sürekli bir merak duygusu ve heyecan veriyor. Genel olarak sinema heyecan verici bir değişkenliktir aslında.

Festival içi ise değişimden önce tutarlılık ilkesi öne çıkıyor. Sürekli değişim ve yenilenme içinde olan sinemanın kendini ifade edebilmesi için aynı alanı muhafaza ettiğimiz ve ifadenin sürekliliğini sağladığımız bir alan festival. Altın Portakal özelinde böylesine büyük bir hafızayı korumak, sürekliliğini sağlamak önemli. Bu yılın sloganı da bu tutarlılığın kararlı bir şekilde sağlanmasını tanımlıyor. Şüphe duymadan, kararlılıkla Altın Portakal’ı sürdürmek, daima sürdürmek. Bu eksende hareket ederken sinemanın bir ışık sanatı olduğunu unutmamalıyız. Sinemanın ışığının hiç sönmemesini, daima yanmasını amaçlıyor ve bunun altını çiziyoruz…

Altın Portakal’ın geçmişine baktığımızda Türkan Şoray, Kadir İnanır, Tarık Akan, Kemal Sunal gibi Türk sinemasının unutulmaz isimlerini görüyoruz. Festival, bir dönem yalnızca ödülleriyle değil, sanatçıların ve halkın buluştuğu o büyük sinema coşkusuyla da hafızalara kazındı. Bugün o günlere duyulan bir özlem de var. Sizce Altın Portakal’ın geçmişteki o güçlü ruhunu ve sinema coşkusunu yeniden yaşatmak mümkün mü?
Evet, geldiğimiz günlerde dijital yaşantının da negatif etkisi düşünülürse eskisi gibi duygulu, samimi anları mumla arıyoruz. Kimi gelenekler yerini saydamlığa, kolaycılığa bırakıyor. Altın Portakal’ın geleneksel kortej etkinliği her şeye rağmen Antalyalılar tarafından ilgiyle takip ediliyor. Eski sıcaklığı olmasa da insanlar günümüzün popüler sanatçılarını yakından gördüklerinde çok mutlu oluyorlar.

Festivallerin olmazsa olmazı özel ödül mekanizması da sürüyor. Duayenlere ve sinemamızın değerlerine açılış töreninde çeşitli kıymet ödülleri veriyoruz. Bir nebze de olsa kortej ve özel ödüllerimiz Yeşilçam’a selam gönderdiğimiz etkinler olarak öne çıkıyor. Festivalin ödül kategorilerinde de Cahide Sonku’yu, Sümer Tilmaç’ı ve Behlül Dal’ı anıyoruz.

Türkiye'de bağımsız sinema, ekonomik güçlüklerle mücadele ediyor. Altın Portakal'ın sinemacılara sunduğu destekleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağladığımız maddi ödül desteklerini her yıl iyileştirmeye gayret gösteriyoruz. Bu ekonomik şartlarda, enflasyon oranları düşünüldüğünde yeterlilik değeri aylık olarak değişiyor ve azalıyor. Yine de bu yıl festival toplamda 11 milyon liralık maddi bir desteği sinemaya aktarıyor.

Günümüzde bir uzun metrajlı sinema filmini en az 30 ila 40 milyon liraya tamamlayabilirsiniz. Bu bir bağımsız film de olsa oyuncu kaşeleri, teknik set ekibi, senaryo yazımları ve laboratuvar işlemleriyle ortaya hayli zorlayıcı bütçeler çıkıyor. Geniş çaplı bir tanıtım yapmanız halinde ise bu bedeller karşılanamaz boyutlara ulaşıyor. Yine de festivaller özellikle de yeni ve bağımsız sinemacılar için önemli destek alanları. Potansiyel ödül miktarları, gösterim bedelleri ve halkla buluşmak önemli katma değerler.

Ulusal ve uluslararası yarışmalarda farklı kuşaklardan sinemacıların filmleri yer alıyor. Bu yılki seçkiye baktığınızda Türkiye ve dünya sinemasında nasıl bir değişim görüyorsunuz?
Sanatın çeşitliliği, üreticilerin ve sinemacıların çok derin bir malzeme havuzunu kullanmaları büyük etken. Hayallerinizi varyasyonel olarak bir çok açıdan farklı şekilde ifade edebilme imkanınız var. Bu sinemanın globalde kullandığı bir avantaj. Kuşak farklılıkların da ortaya çıkan eserlere yansıması çok normal.

Evrensel sinemaya baktığımızda bütün coğrafyalarda, sinemasıyla sivrilen ülkelerde bile kuşaksal bir devir teslimden de bahsetmek doğru olacaktır. 50-60 yıldır dünyayı kasıp kavuran filmler, klasikler artık hatırlanmıyor bile diyebiliriz. Bu sinemanın da doğal kanunu. Alttan gelen yeni sinemacılar kendi 50-60 yıllık dönemlerini yaratmak için çabalıyor ve emek sarfediyorlar.

Bu yıl ulusal yarışmada Yeşim Ustaoğlu, Hüseyin Karabey ve Ferit Karahan gibi yönetmenlerin filmlerini bir araya getiren seçimlerinizde hangi ortaklıklar veya farklılıklar belirleyici oldu?
Festivalin ulusal uzun metraj film yarışması seçkisi başvuran filmlerden seçilerek oluşturuluyor. Her yıl sinema profesyonellerinden oluşturulan ön değerlendirme kurulu başvuruları değerlendirip sonuçlarını iletiyor. Seçkilerin niteliği o yıl sinemanızın nasıl ve ne sayıda ürettiğiyle de alakalı.

Altın Portakal’ın yarışma bölümleri için ilk gösterim regülasyonu bulunuyor. Bu da seçkinin oluşmasını biraz kısıtlıyor. Fakat bu ilke üretimi de en başından bazı olumlu hedefler açısından destekliyor. Sorunuzda bahsettiğiniz kıymetli yönetmenlerin filmleri aynı anda Altın Portakal’a denk geldi. Bu tesadüften ötürü çok mutlu ve heyecanlıyız. Bu yıl seçkide yer alan birbirinden kıymetli 12 film Altın Portakal için izleyicisiyle Antalya’da buluşacak.

Google+ WhatsApp